9/19/2011

Gözyaşlarım


Bu sabah uyandığımda yanımda olmalıydın. Gözlerimdeki çapaklar süzülüyor elmacık kemiklerime doğru. Bir sıvı akıyor gözlerimden. Kin midir,sitem midir bilmem. Akarsunun denizi bulmak istediği gibi arıyor denizleri gözyaşlarım ; güneşin doğuşunu,batışını arıyor. Huzuru arıyor belki,bilemezsin. Hayallerini çiziyor yastığıma. Nemleniyor başımı koyduğum yer.
"Dur" diyorum gözlerime. "Sen istediğin hiçbir şeyin olmamasının ne demek olduğunu bilir misin?" diyor bana. Ellerim engel oluyor,durdurmaya çalışıyor,boğazıma düğümleniyor. Kalkıyorum yerimden oturuyorum masama. Masam dediğime bakma ; ne masa benim,ne yatak benim,ne terlik benim..
Susmak diye birşey var iyi ki. Susmasam,avazım çıktığı kadar bağırsam kim dinlerdi ki beni? Kim eşlik ederdi şarkıma,kim yazardı sözlerimi,kim uyuturdu beni ninnileriyle? Bir kadeh viski alacak param var iyi ki. Yoksa kim sustururdu ki beni? Kim konuşurdu ben susarken? Yada kim izlerdi öldüğümü?

8/08/2011

Hangisi Rüya?

öncelikle,belirtmek isterim ki şu şarkıyı biraz dinleyip ikinci dakikasından sonra okumak ; sağlığa yararlıdır, http://fizy.com/#s/16jtjx

bi boşluktayım şuan. düşüyorum aşşağı doğru.etrafımda hortuma benzermişçesine bi tasarım var,rengarenk.o tabakanın arkasından haykırış seslerini duyuyorum,zil seslerini.aşşağıdan bi nefes çekiyo sanki beni içine. haykırışlar,gülüşmelerle yer değişiyor zaman geçtikçe. biri benim gözümün içine bakıpta gülermiş gibi. gözlerimi kapatıyorum,devam ediyor ; hissediyorum rüzgarını gömleğimde. sonra,dünyanın en güzel şarkıları çalıyo kulağımda,kalbimde hissediyorum. kalbime dokunuyorsun. açıyorum gözlerimi ; elimi tutuyosun,uyanmışsın.etkisindeyim hala rüyanın,sarılıyorum."tut beni" diyorum. "şapşal" diyip kahvaltımı getiriyorsun. gülüyoruz,eğleniyoruz falan..

şimdi..bunlardan hangisi rüya?

8/07/2011

Günaydın Sevgilim -devamı


öncelikle ; yazımı okurken bunu dinle hayalim, http://fizy.com/#s/1qf2tb

herşey "bir kereden bi'şey olmaz"larla başlar..ve devamı gelir,her defasında bu son dersiniz. ama o ilk'i hep ararsınız,her defasında..her defasında "bu seferki ilki gibi güzel değildi,ben o'nu istiyorum" dersiniz..yanıldığınızı düşünürsünüz.kapanır ayaklarına yalvarırsınız,ben o'nu istiyorum diye.o'nunla başlarsınız,o'nunla bitirirsiniz.bu bi bağımlılık hikayesi değil ; bende bi şizofren değilim. (şizofren olmadığım söylenemez ama bu yazıyı şizofren olmadığımı farzederek yazıyorum.) neyse,anlıyacağın şu ki ; bende sana böyle bağlandım."ben aşk istemiyorum" dedim,bana "bir kereden bi'şey olmaz" dediler. çektim içime seni,üflemeye kıyamadım dumanını. "kalbine dokunabilir miyim?" dedin bana. o titreyen,ürkek sesinle. "senindir sevgilim." dediğimde anladım bağımlılığını,hissettim. ama zaman..zaman geçti ben ilk'i istedim sevgilim. sen yine uyuyorsun,her zamanki gibi..
bende odamızdaki şu tek seferlik mumlardan yakıyorum ve geçiyorum masama. ama sen uyuyorsun. hani demiştim ya ; sen gözlerini kapatıyorsun,ama ben göz rengini biliyorum senin. masanın sol tarafında bi kolye var,ufak şirin bi melek kolyesi. senin kolyen o,tanıştığımız gün almıştım sana..o gün üzerinde pembe bi elbise vardı,böyle dizinin 10 santimetre yukarsında. dudaklarında pembe ruj..ateş falan yoktu,o kadar romantik değildi ama bilirsin ben pek çalamam arkadaşım iyi çalıyordu gitarı..ben istiyordum,o çalıyordu..onlar bizim şarkılarımız olacaktı ama ikimizinde bundan haberi yoktu.saat ilerledikçe hep beraber söylüyorduk şarkılarımızı. biraz içmiştik,o yüzden muhabbete nasıl başladığımızı pek hatırlayamıyorum. ama sen beni öptüğünde,o pembe rujun dudaklarıma değdiğinde demiştin bana "kalbine dokunmak istiyorum." diye. izin verdim,"bi' kereden bi'şey olmaz" dedim.ertesi gece başbaşaydık,yine sahilde.sadece ikimiz vardık,bu sefer biz'e biz diye hitap edicem sevgilim ; çünkü dokunmuştum tenine,tatmıştım dudaklarını..bu akşam ben çalıcaktım sana,istediğin şarkıları "bizim şarkılarımızı". "hiç sevdin mi?" diye sordun bana,gözlerime bakarak. gitarı kuma bıraktım,ön tarafı dönük şekilde.çantandan bi' sigara çıkardım ve yaktım. "neden sordun?" dedim. "seni öptüğümde sevgilim,bilmiyordum böyle olacağını ; bir kereden bi'şey olmaz demiştim.istemiyordum artık kimseyi,bilmiyorum sana bağlanıyorum sanırım." dedin. bir duman daha çektim sigaramdan. "geçmişi kenara bırakalım,sen kalbime dokunmaya devam et ; ihmal ediyorsun beni." dedim ve bu sefer ben öptüm dudaklarını,ben dokundum yanaklarına. işte sana böyle bağlandım sevgilim. ben çıkıyorum şimdi,bu kağıdı her zamanki yerine ; panomuza iğneliyorum,okursun. dedim ya.. "hayalde olsa" seni seviyorum sevgilim,günaydın.

8/03/2011

Günaydın Sevgilim


uzatmışız ayaklarımızı,sallıyoruz. korkmuyoruz uçurumdan. bi şarkı tutturmuşuz dilimizde onu söylüyoruz ; kuşlar dinliyor,biz dinliyoruz. uzanıyorum dizine,saçlarımı okşuyor. kış gelince kartopu oynuyoruz,yaz gelince yüzüyoruz.üzülünce beraber ağlıyoruz,sevinince beraber gülüyoruz. ikimizde uzanmışız hayal kuruyoruz ; hani çocukken olur ya "çocuğumuz olursa adını ne koyalım aşkım?" fasılları. sıkılmıyoruz saçma hayaller kurmaktan. bi tane golden köpeğimiz var odamızda. bir tane eski bilgisayar,cep telefonları sessizde. bir kalem,bir kağıt duruyor bilgisayar masasında. uzanıyorum alıyorum elime. o uyuyor,geçiyorum yanı başına yazmaya başlıyorum. o'na baktığımda ne hissettiğimi anlatıyorum,şöyle başlıyor satırlar ; "sana baktığımda sevgilim,gözlerin kapalı. olsun biliyorum ben senin göz rengini,bakışlarını,göz bebeğini. saçların bana derin,dalgalı denizleri andırıyor,kayboluyorum içinde. burnun kızımızın burnuna benziyor,öpüyorum şuan. dudaklarından duyduğum her kelimeyi aklıma yazıyorum. öptüğümde seni dudaklarından ; yaşadıklarımız,söylediklerin geliyor aklıma. sana baktığımda sevgilim ; seni bir daha seviyorum.." diye devam ediyor. odamızdaki panoya iğneliyorum bu sayfayı. sabah uyandığında okursun. bende sana kahvaltı hazırlıyor olucam. günaydın sevgilim ; hayalde olsa "seni seviyorum."

7/20/2011

Tanrıya Mektup


geliceksin bigün tanrım. odamı görüceksin ;
yazdıklarımı,dinlediklerimi,okuduklarımı,izlediklerimi.. çaldıklarımı görüceksin,söylediklerimi duyucaksın.. kulağıma fısıldıycaksın. yeni doğmuş bebeğin kulağına ismini fısıldarmışçasına. yaptığım kötü şeyleri hatırlatıcaksın bana. odanın taa en köşesine geçicem bükücem dizlerimi,seni dinliyicem. iyi şeyleri hatırlatıcaksın ; kalkıcam yerimden. sarılmak isticem sana. dokunmak isticem. görmek isticem. bir "huu" söndürücek mumumu. ışıksız kalıcam yine ben tanrım. biliyorum. kötü günlerimde çağırıcam seni,iyi günlerimde hatırlamicam dediklerini. bazen var olucaksın,bazen olmicaksın.. herkes gibiyim bende ; boşver git odamdan. takma benim söylediklerimi. hep böyleyim ben tanrım,hep yerimde sayıcam.

6/17/2011

Deger mi hic?


Anladım ki kimsenin kimse için bi değeri yok,hele ki karşı cinsler için. Neden biliyor musun? 1-2 yıl önce çok geç değil. Çok değer verdiğim bi sevgilim vardı. Arkadaşım,annem,babam herşeyimdi. İnternette tanışmıştık ve yaş itibari ile yaşadığı yere hiç gidememiştim. Aylar geçtikten sonra kanser olduğunu öğrendim taa ki webcam'de saçlarının fazlasıyla döküldüğünü farkedene kadar. Zaman geçti ve çok saçma bir sebepten büyük bir kavga ettikten sonra kendi numarasını,annesinin numarasını ve msn vs. herşeyini değiştirdi. Onu bidaha bulamicağımı söyledi,unutmak için kolay olanı buymuş. Neyse ; zamanla hiç aklıma gelmemeye başladı. Çocukluk,hızlı dönemler. Bugüne kadar arada aklıma gelirdi "Acaba yaşıyor mu?" diye. Bugün aklıma öyle bir geldi ki.. Vicdan mı diyim ne diyim bilmiyorum artık. Belkide birşeylerin , boşvermişliğin göstergesi oldu. "Acaba yaşıyor mu?" demedim bu sefer. "Bence yaşıyor onu bulmalıyım ve özür dilemeliyim" dedim. Düşündüm.. Düşündüm... Bişey farkettim. Ben onun adını unutmuşum. Bulurum belki,yinede bulurum ama bu değersizliğin bi göstergesi. Zamanında çok değer verdiğimizi sandığımız kişilere aslında değer vermiyormuşuz. Aslında değer verdiğimiz kişileri yaşlanana kadar unutmazmışız. Aslında kimse kimseye yeteri kadar değer vermiyormuş onu anladım bugün. Etrafına bi bak şimdi. Sosyal Ağlarına bak. Facebook'una Twitter'ına. Hangisini yaşlanınca hatırlicaksın? Hangisi son nefesinde gözünün önünden geçen film şeridinin içinde olacak? Bu kadar değerli mi? Peki biz bu değer vermediğimiz insanlarla neden birşeylerimizi paylaşıyoruz? Hepsi bi boşluk. Hepsi teknolojinin bize getirdiği asosyallik aslında. Hani sosyal sanıyoruz ya kendimizi ; sergilere,sinemaya,tiyatroya,bara gidiyoruz bu insanlarla. Aslında onlar bi araçmış yanımızda. Yani mause'suzda bir laptop'ı kullanabilirsin ama o mause işini biraz rahatlatıyor. Bu insanlarda hayatımızda bir mause! Sonuç olarak yapmak gereken şu ; ... diye devam eden bi cümle olmicak. Çünkü 21. yüzyılın taam içindeyiz.

6/15/2011

Saçmalıktan Öte

 Bugün öyle bi baş ağrısıyla uyandım kii.. kulağımda kulaklık gece haggard dinlerken uyuyuvermişim öyle. ondan dolayı sanıyorum ki sabah bir parçanın tam çıkış noktasında bateri sesi ile uyandım,ki başımda muhtemelen bundan dolayı ağrıyodu. neyse o sırada annem girdi kapıdan. benim annem melektir derler ya olum benimkisi harbi öyle ya geliyo böyle okşuyo saçlarımı falan oğlum hadi uyan işe gidiceksin gibisinden anne 5 dakka ayaklarına yatıyorum tabi. o sırada annem başımda bekler uyumiyim diye. sabah sabah açtım gorillaz'ı günaydın şarkısı olsun diye ; hangi parçası olduğunu hatırlamıyorum ama puşt öyle bi uykumu getirdi kii anlatamam.. herneyse bi türlü kalktım geçtim bilgisayarın başına gazeteyi okuyorum ; her sabah yapmıyım diyorum yapıyorum ve her sabah sinirli bi şekilde uyanmış oluyorum. neyse geçiyorum bu konuyu yoksa çok şey yazıcam parmaklarımı tutamıyorum bak. 18 yaşından küçüklere satılmayan artist mizah dergimi aldım ve kahvaltıya oturdum. annem bi sosisli bişi yapmış adını unuttum böyle şey.. yaa sulu oluyo biber miber atıyosun içine. heh ondan işte. işte onu yediğimde bugün herşeyin ters gidiceğini anlamıştım. dilim damağım heryerim yanıyodu. bu kadar acı birşey görmemiştim ben hayatımda! sütümü bi anda sek içtim. üzerine su içtim. bu arada aklıma geldi peynire alerjim var benim yiyemem hiç. neyse konumuz o değil,konumuz yok ki,olum konu neydi?! siktir et ben anlatıyım. neyse ki "ağır şekilde vuran karın ağrım" yüzünden işe gitmedim,neyse ki patronum öyle biliyor. gitmedim işe anasını satıyım bi kerede ben kafa dinliyim dedim ki alt komşu bize girdi. ben bu kadını ilk defa görüyorum! ulan bu neee.. nasıl bi ses tonu,nasıl bitmek bilmez bir muhabbetin var senin! öyle konuşuyor kiii ağzı geriliyor ve o konuşurken küçük dilinden çıkan salyalar dilinin ucuna doğru tam gelirken bir nefes alıyor ve o diliyle dudaklarını yalıyorduu..adeta bir mutant olmalı. arada bir başörtüsünü sıkıyor,gözleriyle acaba beni dinliyor musun? izlenimi veriyordu ; dedim ki kendi kendime ; "ulan orçun iyiki evde değilsin,ev hanımı dediğin şey böyle bişeymiş demekki. bütün gün lagadaluga geyik muhabbeti,bide geyik muhabbeti erkekler için söylenir." herneyse ki geçtim odama,ve bunu yazıyorum. yani boşuna okudun o kadar şeyi hepsi bunun içindi. bu blog'u neden yazdığımı açıklıycaktım. şaka şaka dur devam edicem tabi canım. herneyse telefonum çaldı falan bi 2-3 saat oda kapısı kilitli kaldı o kısımları pas geçicem. saat oldu böyle 2-3. dedim orçun patlican evde sen çık dışarı. tek başıma bindim çift katlıya beyoğlu yolunu tuttum öğle saatinde. neyse ki paso denen şey var ki gidebiliyorum,yoksa kıpırdayamicam. neyse , gel git perişan oldum fuallerimden terler akar halde eve tekrar döndüm. e tabi işe gitmedik ya anne kitlicek bize bişiler sarma sarmasını öğrendim bide evde ; hani burda söylüyorum ki gelecekteki eşim bunu bilsin ayık olsun. yani akşama kadarda böyle bilgisayarda pinekledim saçma saçma şeyler araştırdım saçma saçma şeyler yazdım ve gün bitti sonunda! ve böyle saçma bir günün sonunda da böyle saçma bir blog çıkmış oldu size. neyse ki kurtuldun "Yeni Metin Belgesi(2)"  ctrl+c yapıp kapatıyorum seni. görüşmek üzere,kendine iyi bak. 

6/01/2011

Önce ve Sonra

Farkettiniz mi bilmem. Fazla değil 10-20-30 sene öncelerindeki yaşamla şuanki yaşam arasında çok büyük farklılıklar var. Gerek müzik olsun gerek siyaset olsun gerek sokaklar olsun gerekse insarlar..Herşey çok değişti birden. Ama kimse farketmedi bunu,sanki yıllardan beri süregelen bi alışkanlığımızmış gibi alıştık bu hayata.Önceden sokaklarda mahalle maçları düzenlendirdi,tasolar vardı,ulan bu kadar kaşar yoktu bu ülkede. İlişkiler bu kadar çok laçka değildi. Önceden ajdarda yoktu mesela. Erkin Koray vardı Müzeyyen Senar vardı ; var oğlu vardı yani. Mesela
Mesela eskiden hatırlarmısınız bilmem,kapalı bisküvi yoktu açıkta satılan büskiviler vardı. onlar böyle bayatlamasın diye kapalı kutuda saklanırdı camdan görürdün hangi tarz bisküvi olduğunu. Almak istediğinde de tartılarak alırdık o büskivileri. Sonra.. Arap sabunu vardı sokak diplerinde,apartman girişlerinde,balkonlarda arap sabunuyla halılar yıkanırdı. Kurutemizleme çok pahalıydı bundan 15 sene öncesinde.. Ayşegül çocuk kitapları vardı.Fransız kız çocuğunun          evde,okulda,piknikte,tatilde,uçakta,köyde, tiyatroda,yaşgününde..şeklinde senaryolaştırılmış maceralarını anlatırdı.Kasap dükkanlarının kapılarında böyle boncuklu boncuklu rengarenk aşşağı doğru inen siperler vardı. Kapıdan girerken şıngır şıngır öterdi bu,kasap içeri girdiğimizi anlardı.80li yıllarda civciv beslemek çok modaymış mesela,annemin dilinden..Her küçük çocuğun illaki bir ışıklı ayakkabısı olmuştur ve "Anne banada alıııın,babaaa para ver" dediği olmuştur. Sağcı solcu davalardı vardı eskiden sırf solcu diye adam yolun ortasında vurulurdu. O zamanlar polis bu kadar etkili değildi. Heryerde çevirip kimlik sormazlardı. Okuduğum bir habere göre "
1974'te Kıbrıs barış harekatı yapıldı..
Türkiye, ikinci dünya savaşı yıllarından beri görmediği bir uygulamaya tanık oldu:
Evler ve otomobiller karartıldı.
Yunan savaş uçakları ani bir baskın düzenlerse şehirler ve yerleşim yerleri farkedilemesin diye, evlerin pencerelerine kalın siyah perdeler takıldı.
Otomobillerin farları da koyu renkli jelatinlerle kaplandı.
6 ay kadar süren bu uygulama, 1970'leri unutamayanların da zihnine kazındı.

Eskiden tek kanallıydı biliyorsunuz ki televizyonlar..1970 gibi yaygınlaşmıştı ortalama. Geceleri trt'yi açınca değişik bi manzarayla karşılaşırdınız. Böyle kare bi ekran ortasında yuvarlak var rengarenk bişey. O yayının olmadığını anlamanıza yarar.
La linea vardı çizgi adam,bay meraklı.Televizyonlarda çocuklar bunları izlerdi.Hiçbişey anlamadan. Onun ne zamanlar olduğunu bilmiyorum ama ben varken bunlarda vardı. Sonra pembe panter vardı onuda çok izlerdik. Dırım dırım dırım dırım dırımmmm dırırırımm..
Çok şaşırıcaksınız belki çok alıştığımız birşey ama,önceden çocukların cinsiyeti bilinmezdi. Doğduğu gün ebe kontrol ederdi çükü var mı yok mu diye o sırada anlardık erkek mi kız mı olduğunu. Şuan ne kadar da ilginç geliyor düşününce..  Uzun saç ve ispanyol paça modası vardı bi sıralar. Eski türk filmlerine baktığımızda zaten ispanyol paçanın önemini görebiliyoruz. Dönemin en çok kullanılan deyimleri ; "Allah bir yastıkta kocatsın ,Güle güle giy üstünde paralansın ,Evlenmeden olmaz ,Yenildik ama ezilmedik" imiş. Leblebi tozları çok meşhurdu o zamanlar döner ayran gibi satılıyodu şerefsizim..O dönemlerin parlayan yıldızları ; Özay Gönlüm ,Şakir Öner Günhan ,Serap Mutlu Akbulut ,Bedia Akartürk ,Orhan Gencebay ,İlhan İrem ,Zülfü Livaneli ,Öztürk Serengil ,Yılmaz Güney ,Cüneyt Arkın ,Filiz Akın idi. Babam her akşam 1 şişe rakıdan aşşağı içmezdi Orhan Gencebay yüzünden. Bkz. "Orhan Gencebay - Dil Yarası"  
Bi anda ne olduysa bu dokunmatik telefonlara,dokunmatik bilgisayarlara kaliteli fotoğraflara,filmlere ve sosyal ağlara alıştık.. İyide oldu güzelde oldu ama nostaljide bi başkaydı işte..

5/28/2011

Gelecek artık Gelmeyecek


Gelecek kaygisi çok kötü bisey. Gerçekten kötü bisey. Artik dizilerdeki zengin karakterler hakkinda yorumlariniz artar ve degismeye baslar. Bkz. "Ulan bu adam nasi bu kadar zengin olmus? bu isi nasi kurmus la bu? olum bu adam çalismiyo mu lan!" gibi. Bütün gün gazete,dergi,kitap okursunuz çesitli yazilar yazarsiniz sohbet,muhabbet hersey süper. Gece yastiga basinizi koydugunuzda..Suan ben n'abiyorum? Ne yapmak istiyorum? Gelecekte nabicam? Benle kim evlenir lan?! gibi sorular sormaya basliyorsunuz. Sonra düsün düsün bi yol bulamayinca.. Olum daha erken yaa.. deyip kulakliginizi takiyorsunuz ve basliyorsunuz avunmaya.. Uyumanin bi yöntemi sadece bu gelecegin degil!
Bi an bu benim suçum degil düsüncesine kapilsaniz da sonuçta hayat benim hayatim baskasinin degil. Yanimda kimse olmicak düsüncesi de pesinden gelmiyor degil. Neyse geçelim bunlari. Sorun nerde? Ya kimse gelecek için çaba sarfetmiyor,ya çaba sarfedilsede kimse bunun karsiligini vermiyor,yada herkesten superman olmasi bekleniyor. Ben cevabi bunlarda ariyorum. Mesela is ilanlarina bi göz atalim ;
Bilmemne Sirketi aranan özellikler
-Genç ve dinamik (süper)
-Prezentable (hos)
-Tercihen üniversitelerin bilmemne bölümlerinden mezun (haklisin)
-Bu sektörde en az 2 yil deneyimi olan (tamamda genç bi adamim ben! dinamigim ben! deneyimi olan adamlar çoktan yaslanmis kii!)
Bazen bide bu yazinin sonunda "Bayan" eleman araniyor.. yazmiyorlar mi çildiriyorum. Neden okudum ki ben o kadar yaziyi?
Simdi ben gece gündüz çalisicam üniversiteye hazirlanicam kazanicam sevinicem gidicem ögrenci evinde 4 yil günümü gün edicem finallerde bızık bızık çalisicam geçicem ucu ucuna beni ise almican mi? Ulan adam isletme okumus muhasebede çalisiyo nasi is bu!