6/17/2011

Deger mi hic?


Anladım ki kimsenin kimse için bi değeri yok,hele ki karşı cinsler için. Neden biliyor musun? 1-2 yıl önce çok geç değil. Çok değer verdiğim bi sevgilim vardı. Arkadaşım,annem,babam herşeyimdi. İnternette tanışmıştık ve yaş itibari ile yaşadığı yere hiç gidememiştim. Aylar geçtikten sonra kanser olduğunu öğrendim taa ki webcam'de saçlarının fazlasıyla döküldüğünü farkedene kadar. Zaman geçti ve çok saçma bir sebepten büyük bir kavga ettikten sonra kendi numarasını,annesinin numarasını ve msn vs. herşeyini değiştirdi. Onu bidaha bulamicağımı söyledi,unutmak için kolay olanı buymuş. Neyse ; zamanla hiç aklıma gelmemeye başladı. Çocukluk,hızlı dönemler. Bugüne kadar arada aklıma gelirdi "Acaba yaşıyor mu?" diye. Bugün aklıma öyle bir geldi ki.. Vicdan mı diyim ne diyim bilmiyorum artık. Belkide birşeylerin , boşvermişliğin göstergesi oldu. "Acaba yaşıyor mu?" demedim bu sefer. "Bence yaşıyor onu bulmalıyım ve özür dilemeliyim" dedim. Düşündüm.. Düşündüm... Bişey farkettim. Ben onun adını unutmuşum. Bulurum belki,yinede bulurum ama bu değersizliğin bi göstergesi. Zamanında çok değer verdiğimizi sandığımız kişilere aslında değer vermiyormuşuz. Aslında değer verdiğimiz kişileri yaşlanana kadar unutmazmışız. Aslında kimse kimseye yeteri kadar değer vermiyormuş onu anladım bugün. Etrafına bi bak şimdi. Sosyal Ağlarına bak. Facebook'una Twitter'ına. Hangisini yaşlanınca hatırlicaksın? Hangisi son nefesinde gözünün önünden geçen film şeridinin içinde olacak? Bu kadar değerli mi? Peki biz bu değer vermediğimiz insanlarla neden birşeylerimizi paylaşıyoruz? Hepsi bi boşluk. Hepsi teknolojinin bize getirdiği asosyallik aslında. Hani sosyal sanıyoruz ya kendimizi ; sergilere,sinemaya,tiyatroya,bara gidiyoruz bu insanlarla. Aslında onlar bi araçmış yanımızda. Yani mause'suzda bir laptop'ı kullanabilirsin ama o mause işini biraz rahatlatıyor. Bu insanlarda hayatımızda bir mause! Sonuç olarak yapmak gereken şu ; ... diye devam eden bi cümle olmicak. Çünkü 21. yüzyılın taam içindeyiz.

6/15/2011

Saçmalıktan Öte

 Bugün öyle bi baş ağrısıyla uyandım kii.. kulağımda kulaklık gece haggard dinlerken uyuyuvermişim öyle. ondan dolayı sanıyorum ki sabah bir parçanın tam çıkış noktasında bateri sesi ile uyandım,ki başımda muhtemelen bundan dolayı ağrıyodu. neyse o sırada annem girdi kapıdan. benim annem melektir derler ya olum benimkisi harbi öyle ya geliyo böyle okşuyo saçlarımı falan oğlum hadi uyan işe gidiceksin gibisinden anne 5 dakka ayaklarına yatıyorum tabi. o sırada annem başımda bekler uyumiyim diye. sabah sabah açtım gorillaz'ı günaydın şarkısı olsun diye ; hangi parçası olduğunu hatırlamıyorum ama puşt öyle bi uykumu getirdi kii anlatamam.. herneyse bi türlü kalktım geçtim bilgisayarın başına gazeteyi okuyorum ; her sabah yapmıyım diyorum yapıyorum ve her sabah sinirli bi şekilde uyanmış oluyorum. neyse geçiyorum bu konuyu yoksa çok şey yazıcam parmaklarımı tutamıyorum bak. 18 yaşından küçüklere satılmayan artist mizah dergimi aldım ve kahvaltıya oturdum. annem bi sosisli bişi yapmış adını unuttum böyle şey.. yaa sulu oluyo biber miber atıyosun içine. heh ondan işte. işte onu yediğimde bugün herşeyin ters gidiceğini anlamıştım. dilim damağım heryerim yanıyodu. bu kadar acı birşey görmemiştim ben hayatımda! sütümü bi anda sek içtim. üzerine su içtim. bu arada aklıma geldi peynire alerjim var benim yiyemem hiç. neyse konumuz o değil,konumuz yok ki,olum konu neydi?! siktir et ben anlatıyım. neyse ki "ağır şekilde vuran karın ağrım" yüzünden işe gitmedim,neyse ki patronum öyle biliyor. gitmedim işe anasını satıyım bi kerede ben kafa dinliyim dedim ki alt komşu bize girdi. ben bu kadını ilk defa görüyorum! ulan bu neee.. nasıl bi ses tonu,nasıl bitmek bilmez bir muhabbetin var senin! öyle konuşuyor kiii ağzı geriliyor ve o konuşurken küçük dilinden çıkan salyalar dilinin ucuna doğru tam gelirken bir nefes alıyor ve o diliyle dudaklarını yalıyorduu..adeta bir mutant olmalı. arada bir başörtüsünü sıkıyor,gözleriyle acaba beni dinliyor musun? izlenimi veriyordu ; dedim ki kendi kendime ; "ulan orçun iyiki evde değilsin,ev hanımı dediğin şey böyle bişeymiş demekki. bütün gün lagadaluga geyik muhabbeti,bide geyik muhabbeti erkekler için söylenir." herneyse ki geçtim odama,ve bunu yazıyorum. yani boşuna okudun o kadar şeyi hepsi bunun içindi. bu blog'u neden yazdığımı açıklıycaktım. şaka şaka dur devam edicem tabi canım. herneyse telefonum çaldı falan bi 2-3 saat oda kapısı kilitli kaldı o kısımları pas geçicem. saat oldu böyle 2-3. dedim orçun patlican evde sen çık dışarı. tek başıma bindim çift katlıya beyoğlu yolunu tuttum öğle saatinde. neyse ki paso denen şey var ki gidebiliyorum,yoksa kıpırdayamicam. neyse , gel git perişan oldum fuallerimden terler akar halde eve tekrar döndüm. e tabi işe gitmedik ya anne kitlicek bize bişiler sarma sarmasını öğrendim bide evde ; hani burda söylüyorum ki gelecekteki eşim bunu bilsin ayık olsun. yani akşama kadarda böyle bilgisayarda pinekledim saçma saçma şeyler araştırdım saçma saçma şeyler yazdım ve gün bitti sonunda! ve böyle saçma bir günün sonunda da böyle saçma bir blog çıkmış oldu size. neyse ki kurtuldun "Yeni Metin Belgesi(2)"  ctrl+c yapıp kapatıyorum seni. görüşmek üzere,kendine iyi bak. 

6/01/2011

Önce ve Sonra

Farkettiniz mi bilmem. Fazla değil 10-20-30 sene öncelerindeki yaşamla şuanki yaşam arasında çok büyük farklılıklar var. Gerek müzik olsun gerek siyaset olsun gerek sokaklar olsun gerekse insarlar..Herşey çok değişti birden. Ama kimse farketmedi bunu,sanki yıllardan beri süregelen bi alışkanlığımızmış gibi alıştık bu hayata.Önceden sokaklarda mahalle maçları düzenlendirdi,tasolar vardı,ulan bu kadar kaşar yoktu bu ülkede. İlişkiler bu kadar çok laçka değildi. Önceden ajdarda yoktu mesela. Erkin Koray vardı Müzeyyen Senar vardı ; var oğlu vardı yani. Mesela
Mesela eskiden hatırlarmısınız bilmem,kapalı bisküvi yoktu açıkta satılan büskiviler vardı. onlar böyle bayatlamasın diye kapalı kutuda saklanırdı camdan görürdün hangi tarz bisküvi olduğunu. Almak istediğinde de tartılarak alırdık o büskivileri. Sonra.. Arap sabunu vardı sokak diplerinde,apartman girişlerinde,balkonlarda arap sabunuyla halılar yıkanırdı. Kurutemizleme çok pahalıydı bundan 15 sene öncesinde.. Ayşegül çocuk kitapları vardı.Fransız kız çocuğunun          evde,okulda,piknikte,tatilde,uçakta,köyde, tiyatroda,yaşgününde..şeklinde senaryolaştırılmış maceralarını anlatırdı.Kasap dükkanlarının kapılarında böyle boncuklu boncuklu rengarenk aşşağı doğru inen siperler vardı. Kapıdan girerken şıngır şıngır öterdi bu,kasap içeri girdiğimizi anlardı.80li yıllarda civciv beslemek çok modaymış mesela,annemin dilinden..Her küçük çocuğun illaki bir ışıklı ayakkabısı olmuştur ve "Anne banada alıııın,babaaa para ver" dediği olmuştur. Sağcı solcu davalardı vardı eskiden sırf solcu diye adam yolun ortasında vurulurdu. O zamanlar polis bu kadar etkili değildi. Heryerde çevirip kimlik sormazlardı. Okuduğum bir habere göre "
1974'te Kıbrıs barış harekatı yapıldı..
Türkiye, ikinci dünya savaşı yıllarından beri görmediği bir uygulamaya tanık oldu:
Evler ve otomobiller karartıldı.
Yunan savaş uçakları ani bir baskın düzenlerse şehirler ve yerleşim yerleri farkedilemesin diye, evlerin pencerelerine kalın siyah perdeler takıldı.
Otomobillerin farları da koyu renkli jelatinlerle kaplandı.
6 ay kadar süren bu uygulama, 1970'leri unutamayanların da zihnine kazındı.

Eskiden tek kanallıydı biliyorsunuz ki televizyonlar..1970 gibi yaygınlaşmıştı ortalama. Geceleri trt'yi açınca değişik bi manzarayla karşılaşırdınız. Böyle kare bi ekran ortasında yuvarlak var rengarenk bişey. O yayının olmadığını anlamanıza yarar.
La linea vardı çizgi adam,bay meraklı.Televizyonlarda çocuklar bunları izlerdi.Hiçbişey anlamadan. Onun ne zamanlar olduğunu bilmiyorum ama ben varken bunlarda vardı. Sonra pembe panter vardı onuda çok izlerdik. Dırım dırım dırım dırım dırımmmm dırırırımm..
Çok şaşırıcaksınız belki çok alıştığımız birşey ama,önceden çocukların cinsiyeti bilinmezdi. Doğduğu gün ebe kontrol ederdi çükü var mı yok mu diye o sırada anlardık erkek mi kız mı olduğunu. Şuan ne kadar da ilginç geliyor düşününce..  Uzun saç ve ispanyol paça modası vardı bi sıralar. Eski türk filmlerine baktığımızda zaten ispanyol paçanın önemini görebiliyoruz. Dönemin en çok kullanılan deyimleri ; "Allah bir yastıkta kocatsın ,Güle güle giy üstünde paralansın ,Evlenmeden olmaz ,Yenildik ama ezilmedik" imiş. Leblebi tozları çok meşhurdu o zamanlar döner ayran gibi satılıyodu şerefsizim..O dönemlerin parlayan yıldızları ; Özay Gönlüm ,Şakir Öner Günhan ,Serap Mutlu Akbulut ,Bedia Akartürk ,Orhan Gencebay ,İlhan İrem ,Zülfü Livaneli ,Öztürk Serengil ,Yılmaz Güney ,Cüneyt Arkın ,Filiz Akın idi. Babam her akşam 1 şişe rakıdan aşşağı içmezdi Orhan Gencebay yüzünden. Bkz. "Orhan Gencebay - Dil Yarası"  
Bi anda ne olduysa bu dokunmatik telefonlara,dokunmatik bilgisayarlara kaliteli fotoğraflara,filmlere ve sosyal ağlara alıştık.. İyide oldu güzelde oldu ama nostaljide bi başkaydı işte..