6/29/2013

Bulutluluk Özlemi

Zor günler çabuk geçmez, taşlıdır yolları. Uyku bir nimet gibidir. Geceler sevgilin, beynine etki eden her madde arkadaşındır. Tınısı acıyı hissettiren her şarkı senin için söylenmiş, sözleri senin için yazılmıştır. Hiçbir düşüncende çözüm yoktur mesela. Geçmişe dair herşey içini acıtır. Artık zaman o kadar geçmez ki, o güzel günler o kadar gelmez ki. Pes eder herşeyi bırakasın gelir. Bırakmak istersin, şarkıların en tepesine çıkıp intihar etmek istersin. Ama tutarlar. Tutanlar olur. Senin kurtulduğun gün cehennemle bu dünyada yüzleşenler olur. Onların olmadığı bir dünyayı hayal edersin, olmasalardı dersin. Düşünmeye kalmaz dünyanın en güzel kadını soyduğu meyveleri getirir masana. Bazen "bu bana yeter" dersin ; bazense herkesin sahip olduğu şeylerin sana neden bu kadar uzak olduğunu, neden bu kadar zor olduğunu düşünürsün. Bir sabah olur, güneşin vuruşundan mı desem uykunun sersemliğinden mi desem bilemedim şimdi. Belkide hiç tanışmadığımın bi güç sana yaşama sevinci verir. Mutlusundur, uyurken günün güzelliğini falan düşünürsün hatta. Ertesi gün yine bir şey olur. Yeni bir şey olur. Zaten yazmaya devam edersem yazımı başa sarmak, aynı şeyleri anlatmak durumunda kalırım. Bir de mutlu günlerin mutsuzluğu vardır ama. O bir gün içersinde geçirdiğin güzel zamanlar bir gün gelir sana dert olur. Aklına geldikçe zamanı geriye sarmak, ömür boyunca "repeat" yapmak istersin. İşte o şarkıdan sıkılmazsın!

5/12/2013

Boşluk

..ve sonra sordum kendime. Nereye gitti duygularım? Nereye gitti gözyaşlarım, gülmelerim, dertlerim? Yerini boşluk aldı, beyaz sayfalar aldı. Ne doldurmaya gücüm kaldı boş sayfaları, ne de içinde yüzmeye boşluğun. Boş bi sayfadan farkım kalmazken, uzaktan bakanlar sadece bedenimi gördü, kokumu duydu. Belkide orada değildi ruhum, belki de bakmayı bilmiyorlardı. Gelseydi yanıma, gerçekten "nasılsın?" deseydi tav olabilirdim belki. Yapamadı. Koskoca dünyada tek bir kişi "nasılsın?" demedi. Onlar benim ruhumu görmüyorken bende bedenlerini göremedim onların. Ruhlarına da bakmıyordum zaten oldum olası, sürekli değişiyorlar ne de olsa.. Ne de olsa içimde kalıyor bütün heveslerim.

1/09/2013

ve Canavar Düşünmeye Başladı

Düşünmeye başlıyorum sanırım. Dünün bugünden farkı nedir? Dün bu kadar sızlatırken ruhumu, bugün beni rahat kılan nedir? Kişiliğim mi? Yoksa ruhumun bu kadar sızlaması bende bağışıklık yarattı da duygularımı mı aldırdım? Yoksa, yoksa unutuyor muyum? Kim bilir.. Unutuyorsam da içimde bir yerlerde unutmamam gerektiğini söyleyen bir şey var, bazı zamanlarda. Ama o zaman, bu zaman değil. Amerikanların bir sözü vardır “not today” söylenişide güzeldir, anlamı da. Tam çatışmaya girmeden önce söylenen bir sözdür. “Ama peter, gidersen ölürsün!” “Not today johnny, not today”. İsimleri ve telafuzu ne kadar iyi seçemesemde böyle birşey işte. Sonuçta bende bi çatışmada değil miyim? Kendimle çatışmıyor muyum? Yoksa çatışan parmaklarımla, beynim mi? Yo, ikiside aynı şeyi söylüyor sanırım. Buna kalbimde dahil olabilirdi, yaşıyor olsaydı. Sonuç şu ki dün beni yerin dibine sokan düşüncelerin bugün doğruluğunu gözlerimle gördüğümde hiçbirşey hissetmedim. Bu acınası bir durum mu? Yoksa yüce bir güç mü? Açık açık yazmicam durumu, hiçbir zaman. En azından bugünlük. Yazarken hep birilerinin okuma ihtimalini düşünüyorum çünkü. Korkuyorumdur belki de bir iki sene sonra yaşadıklarımı başkasının ağzından duyarmışçasına okumaya. Ya da gerçekten birinin okuma ihtimalindendir. Neyse, bugün çok iyiyim ben sayın okuyan. Unutmuş olduğumu iliklerimde hissediyorum. Fakat bunun 24 saat içinde gerçekleşicek bir şey olmadığını da biliyorum. Bu bir başlangıç, sadece başlangıç. En azından içimden geldiği gibi yazabiliyorum. Sevdiğim kadının tahmin ettiğim yolda ilerlediğini görüyorum, ama birşey hissetmiyorum. Onca yazının anlatmak istediği şey bu. Ha, benim yüzümden mi? Hayır. Şuan mantıklı düşünebildiğimden buna karar verebiliyorum. Fakat, 24 saat içinde ne olur ; bilmem. İyi geceler, iyi sabahlar, iyi sabahlamalar, iyi şekerlemeler, iyi akşamlar, iyi yıllar sayın okuyan.